26 Ekim, 2026, Pazartesi

Antalya’da gazetecilik bedava tanıtım servisi değil!

22 Ekim 2026, Perşembe 20:42
Antalya’da gazetecilik bedava tanıtım servisi değil!

Kullananlar kullanılanlar…

Ülke genelinde de durum bu aslında. Antalya’da da basın ile STK ilişkilerine baktığımızda gazetecilerin, ayrıntılara girmiyorum nasıl da çok kolay kullanılabiliyor. O ayrıntıları bizim meslek örgütleri kendi içinde tartışıyor olabilirler mi acaba, bana göre tartıştıklarına bile ihtimal vermiyorum. Hiç unutamıyorum, Antalya’nın çok köklü bir iş insanları derneği. Yılın ilk aylarıydı ismini vermeyeyim bir haberlerini gazetemde yayımladım ve link attım. Yanıt şu  ‘Biz abone ve ilan vermiyoruz’ Sizden ilan ve abone isteyen yok hani’ karşı yanıtını verdim.  Gazetemi tanıtıyorum mesele bu aslında, yeni yepyeni bir Antalya gazetesiyiz. Ekran başında biraz da öfkeli gülüp geçtim. Günler ve aylar geçince anladım ki STK’lar bu kentte basının önüne çok da kolay bir şekilde bir kahvaltı, bir akşam yemeği idi geçebilmiş. Madem öyle çok nadir haberlerine yer veriyorum hiç de gücenmesinler. Ben kullanılacak gazeteci değilim. Neyse sizlere STK ve basın ilişkisini anlatayım. Sizler de bilin istedim.

Gazetecilikte son yıllarda giderek daha fazla tartışılması gereken bir konu var. Sivil toplum kuruluşlarının (STK) gazetecilerle kurduğu ilişki. Bizim meslek örgütlerinin temsilcilerini izliyorum onlar da düzene uymuş, Bazı kuruluşlar gazetecilerden sürekli haberlerinde kendilerine yer vermelerini, faaliyetlerini duyurmalarını, yöneticilerinin açıklamalarını yayımlamalarını bekliyor. Ancak iş, gazeteye ilan vermeye, yayın organına maddi katkı sunmaya ya da gazeteciliğin sürdürülebilirliğine destek olmaya geldiğinde aynı beklentiyi göremiyoruz. Gazeteci yazsın, haber yapsın, görünürlük sağlasın, fakat karşılığında hiçbir sorumluluk üstlenilmesin.

Peki, hayatın olağan akışına uygun olan bu mu?

Elbette bir gazetecinin görevi, haber değeri taşıyan her gelişmeyi kamuoyuna aktarmaktır. Bir derneğin, vakfın, meslek odasının ya da başka bir sivil toplum kuruluşunun önemli bir çalışması varsa bunu haberleştirmek gazeteciliğin doğal gereğidir. Burada kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak gazeteciliği yalnızca kurumların tanıtımını yapan, yöneticilerinin açıklamalarını yayımlayan ve etkinliklerini duyuran bir hizmet alanı olarak görmek, mesleğin sınırlarını zorlamaktır.

Gazeteci haber yapar, reklam ve ilan ise ayrı bir ekonomik ilişkidir. Bu iki alan birbirine karıştırılmamalıdır. Hiçbir kuruluş, ilan verdiği için haberinin yayımlanmasını garanti altına alamayacağı gibi ilan vermiyor diye haber değeri taşıyan bir gelişmenin de görmezden gelinmesi söz konusu olamaz. Tartıştığımız konu, haberin satın alınması değil, gazeteciden sürekli görünürlük bekleyen kurumların, basının yaşaması için gereken ekonomik gerçekleri ne kadar dikkate aldığıdır.

Sürekli haber beklemek, sorumluluk almadan mümkün mü?

Özellikle yerel basın, kentteki kurumların, meslek örgütlerinin, derneklerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini kamuoyuna ulaştıran önemli bir köprüdür. Gazeteciler toplantılara katılır, açıklamaları takip eder, haberleri hazırlar, fotoğrafları düzenler ve içerikleri dijital platformlarda yayımlar. Bütün bunlar zaman, emek, teknik altyapı ve ekonomik kaynak gerektirir.

Gazetecilik yalnızca bilgisayar başında birkaç satır yazmaktan ibaret değildir. Haber merkezinin giderleri, personel maliyetleri, internet ve yayın altyapısı, saha çalışmaları ve diğer işletme giderleri vardır. Dijitalleşmeyle birlikte haberin hazırlanması ve dağıtılması kolaylaşmış gibi görünse de gazeteciliğin ekonomik yükü ortadan kalkmış değildir.

Buna rağmen bazı kuruluşların gazetecilerden sürekli haber beklentisi içinde olması, ancak ilan ve reklam konusunu gündemlerine almaması ciddi bir çelişki yaratıyor. Bir kurumun her faaliyetinin haber olmasını istemesi anlaşılabilir, fakat gazeteciliğin de bir ekonomik düzen içinde varlığını sürdürdüğünü görmezden gelmesi anlaşılır değildir.

Burada sorulması gereken soru basittir. Gazetecinin emeğinden sürekli yararlanmak isteyenler, o emeğin sürdürülebilirliği konusunda neden aynı duyarlılığı göstermiyor?

Teknoloji gelişti, gazeteciliğin maliyeti ortadan kalkmadı.

Dijital yayıncılık, sosyal medya ve yeni teknolojiler haberin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. Yapay zeka ve dijital araçlar da gazetecinin işini kolaylaştıran imkanlar sunuyor. Ancak teknolojinin gelişmesi, gazeteciliğin bedelsiz bir faaliyete dönüştüğü anlamına gelmiyor.

Bugün bir haber, yalnızca gazetenin sayfalarında değil, internet sitesinde, arama motorlarında ve sosyal medya hesaplarında da okuyucuyla buluşuyor. Bu durum, haberi hazırlayan yayın kuruluşuna daha fazla sorumluluk ve yeni maliyetler getiriyor. Üstelik dijital ortamda yayımlanan bir haber, ilgili kurumun ve yöneticilerinin bilinirliğine de katkı sağlayabiliyor.

Dolayısıyla gazetecilikten düzenli olarak yararlanan kuruluşların, basının ekonomik gerçeklerini anlaması gerekiyor. Elbette her haberin karşılığında ilan talep edilemez. Her haberin bir bedeli olduğunu savunmak da doğru değildir. Ancak haber ile reklam arasındaki ayrım korunarak, kurumların ilan ve reklam bütçelerinde yerel basına da yer vermesi beklenebilir.

STK’lar yalnızca görünürlük mü istiyor?

Sivil toplum kuruluşları toplumun gelişmesinde, mesleki dayanışmanın güçlenmesinde ve kamusal sorunların gündeme taşınmasında önemli bir rol üstleniyor. Bu kuruluşların gazetecilerle sağlıklı iletişim kurması, faaliyetlerini anlatması ve kamuoyuyla buluşması son derece doğal.

Fakat bu ilişkinin tek taraflı beklentiler üzerine kurulması doğru değildir. Gazetecinin kapısının sürekli çalınması, her açıklamanın yayımlanmasının beklenmesi, etkinliklerin haber yapılmasının istenmesi, buna karşılık basının ekonomik sorunlarına karşı kayıtsız kalınması, ilişkinin niteliğini sorgulatıyor.

Bir STK yöneticisi, kendi kuruluşunun sesini duyurmak istiyorsa gazeteciliğin bağımsızlığını da gözetmeli, basının yaşadığı ekonomik sıkıntıları da anlamalıdır. İlan ve reklam desteği, haber karşılığında verilmesi gereken bir ödül değil, şeffaf ve bağımsız bir ticari ilişkidir. Bu ilişki, haberin içeriğine müdahale etmeden yürütülebilir.

Gazeteciler de haberlerini ilan beklentisine göre değil, kamu yararına ve haber değerine göre hazırlamalıdır. Aynı şekilde STK’lar da gazetecilerden sınırsız ve karşılıksız tanıtım hizmeti beklememelidir.

Gazetecilik bir iletişim hattı değil, kamu görevidir.

Gazetecileri yalnızca ihtiyaç duyulduğunda arayan, faaliyetleri olduğunda haber bekleyen, ancak basının sürdürülebilirliği söz konusu olduğunda sessiz kalan bir anlayışın uzun vadede sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir.

Gazeteci ile STK arasındaki ilişki karşılıklı saygıya dayanmalıdır. Gazeteci kurumların faaliyetlerini kamuoyuna aktarırken bağımsızlığını korumalı; kurumlar da gazeteciliğin yalnızca kendilerine görünürlük sağlayan bir araç olmadığını kabul etmelidir.

Unutulmamalıdır ki yerel basının güçlü olması, yalnızca gazetecilerin değil, kentte faaliyet gösteren bütün kurumların yararınadır. Bağımsız yayın organlarının ayakta kalamadığı, haber merkezlerinin ekonomik nedenlerle küçüldüğü bir ortamda, sivil toplum kuruluşlarının sesini duyurabileceği alanlar da daralacaktır.

Sonuç olarak mesele, STK’ların gazetecilere haber yaptırması değil, gazetecilikten sürekli yararlanırken bu mesleğin hangi koşullarda ayakta kaldığını ne kadar önemsedikleridir. Gazetecilik karşılıksız tanıtım hizmeti değildir. Haber, haber değerine göre yapılır; ilan ise ayrı bir ekonomik ilişkidir. Bu ayrımın bilincinde olmak, hem gazetecilerin hem de sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğudur.

Çünkü gazeteciden sürekli yazmasını bekleyip basının yaşaması için hiçbir katkı sunmayı düşünmemek, en azından üzerinde durulması gereken bir çelişkidir. Ve bu çelişkiyi dile getirmek, gazetecinin değil, gazetecilikten yararlanan herkesin kendine sorması gereken bir sorudur.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum